سورة Sad ( The Letter Sad )

سورة Sad ( The Letter Sad ) - Turkish Öztürk عدد الآيات 88

Sâd. Zikir/öğüt/uyarı dolu Kur'an'a yemin olsun ki,
İş hiç de onların sandığı gibi değil! O küfre sapanlar bir gurur, ayrılık ve bütünden kopuş içindedirler.
Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik biz, bağrıştılar onlar, fakat kurtuluş yoktu; geçmişti zaman.
Kendi içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldi diye şaşıp kaldılar. Ve şöyle dedi bu nankörler: \"Bu adam yalanlar düzen bir büyücü...\"
İçlerinden kodaman bir grup öne çıktı: \"Haydi, yürüyün! İlahlarınıza sahip çıkmada kararlı davranın! Gerçek şu ki, istenip beklenen şey budur.\"
\"Öğüt ve uyarı, içimizden ona mı indirildi?\" Hayır, onlar benim zikrimden/Kur'an'ımdan kuşkulandılar. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülk ve saltanatı onların mı? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
Kabilelerden oluşmuş, sözüm ona bir ordudur bu; şurada bozguna uğratılacaktır.
Semûd, Lût kavmi, o sık ağaçları besleyen su kaynağının sahipleri Eykeliler de. İşte onlar da böyle hiziplerdi.
Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.
Şöyle dediler: \"Rabbimiz, bizim payımızı/hesap defterimizi, hesap gününden önce çabucak ver!\"
Kuşlar da toplu halde onunla beraberdi. Hepsi, onun tespih nağmelerine katılırdı.
Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik. Kendisine hikmet ve hakla bâtılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.
Geldi mi sana, o çekişme hikâyesinin haberi? Hani, o hasımlar, duvarı aşarak mihraba ulaşmışlardı.
Davûd dedi ki: \"Vallahi, senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır.\" Davûd, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi; rükû ederek yerlere eğildi ve Allah'a yöneldi.
Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?
Akşam üstü kendisine, üç ayak üzerine basıp bir ayağını tırnak üstüne diken saf kan koşu atları sunulmuştu.
\"Geri getirin bana onları!\" dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Yemin olsun ki biz, Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah'a yöneldi.
Bunun üzerine, rüzgârı onun emrine verdik; onun emriyle onun istediği yere uysal uysal/tatlı tatlı akıp giderdi.
Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.
Ve gerçeken, katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.
\"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak bir yer, işte içilecek soğuk bir su!...\" dedik.
Biz onları, yurdu düşünme özellikleriyle yücelen tertemiz kullar yaptık.
Bir hatırlatmadır bu! Korunup sakınanlar için elbette güzel bir gelecek vardır.
Yanlarında, bakışlarını eşlerine yöneltmiş yaşıt dilberler vardır.
İşte bu, bizim verdiğimiz rızıktır elbette. Bitip tükenmesi yoktur onun.
İşte burada! Hadi, tatsınlar onu: Kaynar su, kokuşmuş irin.
Şöyle denilir: \"İşte sizinle birlikte direnişe geçen bir grup. 'Merhaba' yok onlara! Onlar ateşe salınıyorlar.\"
İşte bu, kesin gerçektir. Ateş halkının çekişmesi gerçekleşecektir.
Dedi: \"Rabbim, o halde insanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.\"
Dedi: \"Kudret ve şerefine yemin olsun ki, onların tümünü azdıracağım.\"
\"İçlerinden sadece samimi, seçkin kullar dışta kalacaktır.\"
Buyurdu: \"İşte bu doğru! Ben de yalnız doğruyu söylerim.\"
De ki: \"Tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben size kendiliğimden/zorlamayla yükümlülük getirenlerden de değilim.\"
مشاركة الموضوع