سورة Al-Mu'minoon ( The Believers )

سورة Al-Mu'minoon ( The Believers ) - Turkish Öztürk عدد الآيات 118

Sonra o damlacığı bir embriyo halinde yarattık, sonra o embriyoyu bir et parçası halinde yarattık, sonra o et parçasını bir kemik halinde yarattık ve nihayet o kemiğe de bir et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratılışta yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah'ın kudret ve sanatı ne yücedir!
Yemin olsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık! Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de değiliz.
Hem onlar üzerinde hem de gemiler üzerinde taşınıyorsunuz.
Yemin olsun, Nûh'u toplumuna resul olarak gönderdik de o şöyle dedi: \"Ey toplumum! Allah'a kulluk/ibadet edin! O'ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ sakınmayacak mısınız?\"
\"Cinnet getirmiş bir adamdan başkası değildir o. Belli bir süreye kadar göz altında tutun onu.\"
Nûh şöyle yakardı: \"Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!\"
Şunu da söyle: \"Rabbim, beni bereketli bir yere indir! Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın.\"
Onlara da içlerinden şu yolda tebliğde bulunan bir resul gönderdik: Allah'a kulluk/ibadet edin. O'ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ ürpermiyor musunuz?
\"Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz, yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz.\"
O peygamber şöyle yakardı: \"Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!\"
Nihayet, o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.
Şöyle dediler: \"Kendilerine bağlı toplum bize kulluk-kölelik ederken, biz kalkıp bizim gibi iki insan olan şu adamlara mı inanacağız?\"
İkisini de yalanladılar, böylece helâk edilenler arasına katıldılar.
Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve barışa, hayra yönelik iş yapın! Çünkü ben, yapmakta olduğuklarınızı çok iyi bilmekteyim.
Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırılmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.
Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla güçlendiriyoruz onları,
Biz, hiçbir benliğe gücünün yeteceğinden daha azını yüklemenin dışında bir teklifte bulunmayız. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez.
Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar.
\"Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz.\"
\"Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz.\"
Yoksa, \"Onda bir cinnet mi var\" diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksinen kişilerdir.
Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini/Kur'anlarını getirdik ama onlar zikirlerinden/Kur'anlarından yüz çeviriyorlar.
Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.
Eğer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi.
O hayat veriyor, O öldürüyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi O'nun için. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
İşin doğrusu şu: Onlar da öncekilerin söylediği gibi söylediler.
Dediler ki: \"Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?\"
\"Allah'ındır!\" diyecekler. De ki: \"Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?\"
\"Allah'tır!\" diyecekler. De ki: \"Hâlâ benden sakınmıyor musunuz?\"
Şunu da sor: \"Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, her şeyin melekûtu/aslı-esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?\"
\"Allah'tır!\" diyecekler. De ki: \"Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?\"
Hayır, hayır! Biz onlara hakkı getirdik ama onlar tam anlamıyla yalancıdırlar.
Allah, çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah'ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır.
Gözle görülmeyeni de görüleni de bilendir O. Uzaktır onların ortak koştuklarından.
De ki: \"Rabbim, tehdit edildikleri şeyi bana mutlaka göstereceksen,
En güzel olan neyse onunla sav kötülüğü. Onların nasıl nitelendirme yaptıklarını biz daha iyi biliriz.
Ve de ki: \"Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım!\"
\"Onların, başıma üşüşmelerinden de sana sığınırım Rabbim!\"
Sûra üfürüldüğünde, aralarında artık soy-sop/şuna-buna mensup olmalar söz konusu edilemez. Birbirlerini soruşturamazlar da.
\"Rabbimiz, çıkar bizi oradan. Eğer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız.\"
Bugün onlara ben, sabretmiş olmalarının karşılığını verdim. Başarıya erip kurtulanlar, onlardır.
Şöyle yakar: \"Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!\"
مشاركة الموضوع