Surah Şuara Suresi

Surah Şuara Suresi - Türkçe Aya count 227

Bunlardır gerçekle batılı açıklayan kitabın ayetleri.
Musa, Rabbim demişti, gerçekten de beni yalanlarlar diye korkuyorum.
Rab, hayır dedi, ikiniz de, delillerimizle gidin, şüphe yok ki biz, sizinleyiz, her şeyi duyarız.
Firavun'un tapısına geldiler de biz dediler, şüphe yok ki alemlerin Rabbinin peygamberleriyiz.
Firavun, sen dedi, çocukken içimizde büyüyüp yetişmedin mi ve ömrünün nice yılını aramızda geçirmedin mi?
Verdiğin nimeti başıma kakıyorsun ama bu da, İsrailoğullarını kendine kul edindiğinden meydana gelen bir şeydi.
Musa, sizin de Rabbinizdir dedi, sizden önce gelip geçen atalarınızın da Rabbi.
Musa, doğunun da Rabbidir dedi, batının da ve ikisi arasında bulunanların da düşünüp akıl ediyorsanız.
Firavun, eğer dedi, benden başka bir mabut kabul edersen seni mutlaka zindana atılmışlara katarım, hapsederim.
Musa, sopasını attı, sopa hemen apaçık görünen koca bir ejderha oldu.
Elini koynundan çıkardı, derhal bakanlara parıl parıl parlayan bembeyaz bir el göründü.
Firavun, yanındaki ileri gelenlere, gerçekten de dedi, bu, pek bilgili bir büyücü.
Ona ve kardeşine bir zaman mühlet ver dediler ve şehirlere, büyücüleri toplayıp getirecek adamlar yolla da.
Adamakıllı bilgili bütün büyücüleri tapına getirsinler.
Derken Musa da sopasını attı, sopa, hemen onların düzüp meydana getirdiği şeyleri yutmaya başladı.
Ve hiç şüphe yok ki gene de bizi kızdırmadalar.
Bizse onların şerrine karşı uyanık ve kuvvetli bir topluluğuz diye haberler gönderdi.
Derken onları bahçelerden, kaynaklardan sürüp çıkardık.
Firavun'a uyanlar, gün doğunca İsrailoğullarının artlarına düştüler.
Yahut size bir faydaları var mı, bir zarar veriyorlar mı?
Hiç şüphe yok ki artık, alemlerin Rabbinden başka onlar, bana düşman.
Âlemlerin Rabbi, öyle bir mabuttur ki beni yaratmıştır ve odur doğru yolu gösteren bana.
Ve öyle bir mabuttur ki beni doyurur ve suya kandırır.
Ve öyle bir mabuttur ki beni öldürür, sonra da diriltir.
Sonra gelenler arasında da güzel bir adsan ver bana, doğrulukla andır beni.
Ancak Allah'a, şirkten ve şüpheden arınmış bir gönülle gelen faydalanır.
Ve cehennem, azgınlara gösterilmiş, meydana çıkarılmıştır.
Allah'ı bırakıp da tapıyordunuz onlara, size yardım ediyorlar mı, yoksa kendilerine bir yardımda bulunuyorlar mı?
Hepsi de, birbiri üstüne, baş aşağı cehenneme atılmışlardır tapanlar da, tapılanlar da.
Allah hakkı için gerçekten de biz, apaçık bir sapıklık içindeydik.
Artık ne şefaatçilerden bir şefaatçi var bize.
Sonra da onlardan başka geri kalanları sulara garkettik.
Siz, her yüksek tepede, ihtiyacınız olmayan bir yapı kurarak eğlenip durur musunuz?
Sağlam yapılar, kaleler yaparsınız da ebedi kalacağını mı umarsınız?
Ve bahçeler ve kaynaklar ihsan ederek.
Şüphe yok ki ben, o pek büyük günün azabı size gelip çatacak, ondan korkuyorum.
Bu, önce gelip geçenlerin uydurmalarından başka bir şey değil.
Ekinler içinde, tomurcukları nazik, yumuşak hurmalıklar yanında.
Şüphe yok ki dedi, ben, sizin yaptığınızdan nefret etmedeyim, onu kınamadayım.
Rabbim, beni de onların yaptıkları işin azabından kurtar, ailemi de.
Üstlerine öylesine bir yağmur yağdırdık ki, ne de kötüdür korkutulanlara yağdırılan yağmur.
Derken onu yalanladılar da karanlık günün azabı helak etti onları; şüphe yok ki bu, o günün pek büyük bir azabıydı.
Ve hiç şüphe yok ki Kur'an, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Ve şüphe yok ki o hükümler, elbette önceki kitaplarda da var.
Kur'an'ı Arap olmayanlardan, Arapça bilmeyenlerden birisine indirseydik de.
O yaşayıp geçinmeleri, onları herhangi bir suretle kurtarabilir mi ki?
Ve hiçbir şehri helak etmedik ki oraya, korkutucu peygamberler göndermeyelim de.
Şüphe yok ki onlar, vahyi duymaktan uzaklaştırılmışlardır.
Sana isyan ederlerse de de ki: Şüphe yok ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım.
Öylesine mabut ki namaza kalktığın zaman da seni görür.
Ve secde edenler arasında secde edişini de görür.
Ve onlar da Şeytanlara kulak verirler ve Şeytanların çoğuysa yalancıdır.
Görmez misin ki hiç şüphe yok, onlar, her vadide sersemce dolaşıp dururlar.
Ve hiç şüphe yok ki onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.
Share